Uzmanlar, özellikle İran’ın Orta Doğu’daki vekalet savaşları üzerinden nasıl sonuçlar elde edeceğini tartışıyor. Tahran yönetimi, Yemen’den Lübnan’a, Suriye ve Irak’a kadar olan bölgelerdeki vekil silahlı güçleri desteklemeye ve çatışmalara müdahil olmaya devam etti. Ancak bugün İran, barışçıl bir rol üstlenme çabasıyla ortaya çıkıyor ve dolaylı olarak dahil olduğu çatışma alanlarındaki gerilimi azaltacağı umuduyla Mekke İttifakı üyeleriyle görüşmelere ev sahipliği yapıyor.

Dikkat çeken bir diğer nokta ise Tahran’a yönelik bu üçlü hamlenin, Suudi Arabistan’a karşı artan Husi saldırılarının hemen ardından gelmesi. Bir risk yönetimi şirketinin icra direktörü Brett Erickson, X platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanıyor: “Son 48 saat içinde Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarında büyük bir artış yaşandı. Bu durum, Krallığın önleme mühimmatı stoklarında önemli bir azalmaya yol açtı. Ayrıca bu gelişmeler, birçok kişinin ABD ve İsrail ile İran arasında geniş çaplı bir savaşın patlak vereceği yönünde gördüğü işaretlerin gölgesinde gerçekleşiyor.”

Orta Doğu meselelerini analiz eden jeopolitik uzman Michael Arizanti, Suudi Arabistan’ın İran’a karşı atacağı adımları değerlendirmeye çalışırken şöyle diyor: “Bugün Tahran’daki toplantı önemli bir sınav olacak. Suudi Arabistan ve Mekke İttifakı’ndaki ortakları Husileri diplomasi yoluyla kontrol altına alabilecek mi yoksa İran bu yeni görüşme turunu sadece zaman kazanmak için mi kullanacak?”
Arizanti, Suudi Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman’ın Suudi, Pakistanlı ve Türk heyetleriyle birlikte Tahran ziyaretine katılımını değerlendirirken bu ziyaretin fayda sağlayıp sağlamayacağı konusunda derin şüpheler taşıdığını belirtiyor. Özellikle arabuluculuk çabalarına katkıda bulunan Katar ve Pakistan’ın desteğiyle gerilimlerin düşürülmesi hedefinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki belirsizlikler üzerinde duruyor.
Jeopolitik uzman, X platformundaki paylaşımında bu kaygılarını şu sözlerle ifade ediyor: “İran, Devrim Muhafızları’nın doğrudan desteğiyle Husilere silah, eğitim ve istihbarat vererek yıllar boyunca onların kapasitelerini artırdı. Suriye’de Beşar Esad rejiminin çöküşünden sonra Husiler, Tahran’ın bölgedeki vekil güçler ağının daha da önemli bir parçası haline geldi.”
Michael Arizanti burada net bir soru soruyor: “İran neden tüm bunlardan feragat etsin?” Arizanti’ye göre Suudi Arabistan’ın kapısında tehdit oluşturan silahlı Husi hareketi varlığı, Tahran’a istediği avantajı sağlıyor: Krallığa karşı kalıcı bir baskı unsuru oluşturma imkanı ve bölgesel güvenliği tehdit etme aracı olarak kullanılabilme potansiyeli.
Arizanti şöyle devam ediyor: “Zamanlama her türlü yorumun önüne geçiyor. Bugün Suudi hava savunma sistemleri Riyad’ı hedef alan bir Husi balistik füzesini etkisiz hale getirdi.”
Bölgeye ilişkin yapılan görüşmelerde ele alınması gereken gerçek budur. Muhtemelen işbirliği, diyalog ve bölgesel istikrar hakkında alışılmış diplomatik söylemleri duyacağız. Bunun sorunlu olmadığı ortada ama eğer saldırılar devam ederse güzel sözler ve samimi tokalaşmaların hiçbir anlamı kalmayacaktır.”
Orta Doğu meselelerine dair yorum yapan jeopolitik analist şunları dile getiriyor: “Asıl sınav sahadaki gelişmelere bağlıdır: Husi saldırıları duracak mı? İran nüfuzunu onları durdurmak için kullanacak mı? Bu vekil gücü ayakta tutan silah, eğitim ve istihbarat desteği kesilecek mi?” Arizanti ayrıca Suudi Arabistan’ın İran’ı vaatlerine göre değil eylemlerine göre değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.
Arizanti şu uyarıyı yapıyor: “İran Husilere büyük yatırımlar yaptı ve onları zorlayıcı bir neden olmadan bırakmayacaktır. İran politikasındaki herhangi bir gerçek değişikliğin yalnızca ilan edilmekle kalmayıp somut hale gelmesi gerekir. Füzeler fırlatılmaya devam ederse bu durum diplomasinin başarısız olduğu anlamına gelir. Bugün izlememiz gereken de budur.”
AÇIK BİR YAKINLAŞMA
Orta Doğu ve ulusal güvenlik konularında uzmanlaşmış ABD’li araştırmacı Mike Durantimited bu ziyareti “Mekke İttifakı üyelerinin İran rejimiyle açık bir yakınlaşması” olarak nitelendiriyor. Durantimited, X platformundaki paylaşımında ziyaretin eşi benzeri görülmemiş bir gelişme ışığında bölgesel güvenlik düzenlemeleri kurmayı amaçladığına dikkat çekiyor.
Askeri analist Tuğgeneral Halid en-Nesi ise X platformundaki paylaşımında şu değerlendirmeyi yapıyor: “İran’ın başkenti Tahran, Mekke Ortak Savunma İttifakı üyesi ülkelerin temsilcilerinin toplantısına ev sahipliği ediyor. İttifakın amacı; İran’ın Yemen ve Irak’ta desteklediği terörist milislerin hedef aldığı Suudi tesislerinin güvenliğini sağlamakken bugün Suudilerin İran’la iletişim kurarak onu milislerine karşı savunan ittifakın parçası haline getirmek için adım attığı gözlemlenmektedir.”
Al-Monitor’un raporuna göre ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları Yemen sınırlarını aşmış durumda. Raporda belirtildiğine göre Husiler altyapıyı hedef alarak Krallığın ekonomik açıdan kritik yatırım faaliyetlerini aksatarak baskıya başlamayı amaçlıyorlar.
KRONİK SUUDİ BAŞARISIZLIĞI
Suudi Arabistan’ın Yemen politikası on yılı aşkın süredir süren savaşın ardından müttefik kaybetmelerine neden olan yön kaybını göstermekte; 2015 yılında geniş çaplı Arap koalisyonundan ayrılarak pek çok ülkenin ilk ya da ikinci yılda geri çekilmesine sebep oldu;
geçen yıl BAE’den uzaklaşmaya başladıktan sonra Riyad’ın içine düştüğü çıkmaz derinleşmiş durumda; Abu Dabi’nin Yemen’den çekilmesinden sadece birkaç ay sonra Riyad fiilen Yemen bataklığına saplandığının farkına vardı.
Bugün ise Riyad Husi saldırılarının durdurulmasında rol oynaması için İran’a yönelmektedir. Bazıları bunu Iran iradesine boyun eğme ya da Tahran’dan arabuluculuk talebinde bulunma olarak yorumluyor.
İsrail Hayom gazetesinin ismini vermediği kaynaklara dayandırdığı haber ise geçici ateşkes karşılığında Tahran üzerinden Husilere 1 milyar dolar aktarılması önerisini içermektedir ki bu durum tabloyu daha da anlamlandırmaktadır.